Mayıs 2019 Yazısı

  • 01/05/2019

HER SON BİR BAŞLANGIÇ

1 Mayıs Çarşamba Merkür (koç)- Mars (ikizler) sekstili (09:37) ve Merkür (koç)- Satürn (oğlak) karesi (11:49)

 ‘’meydan okuma, hızlı düşünme, rakip görme, düşünceyi eyleme geçirme’’ (Merkür- Mars)

 

‘’otoriter tavır, iletişim engelleri, depresif düşünceler, odak geliştirme, öğrenme zorlukları, düşünceleri tartıya koyma’’ (Merkür- Satürn)

‘’her türlü çürümenin başlangıcı’’

İletişim kurmanın binlerce yolu vardır. İletişim bir sanattır. Belki de sanat, iletişim kurma şekillerinden yola çıkmıştır. Resim ile iletişim kurmak, müzik ile iletişim kurmak, tiyatro ile iletişim kurmak, dans ile iletişim kurmak, edebiyat ile iletişim kurmak… Bir kişinin iletişim kurma ve iletişim kuramama şekli onun zekasının göstergesidir. İletişim kurarken belki en önemli unsurlar; açıklık, dürüstlük ve tabii ki karşılıklı saygı diye düşünüyorum. İletişim açık değil de örtülü olduğunda yanlış anlaşılmalar gırla gidecektir. Dürüst olunmadığında, eninde sonunda ortalık karışacaktır. Burada en önemlisi de belki karşılıklı saygıdır. Tarafların birbirini yok saymaya kalktığı, üstünlük sağlamaya çalıştığı, ben haklıyım, sen de kimsin tavrı, her türlü çürümenin başlangıcıdır.

 

3 Mayıs Cuma Merkür (koç)- Pluto (oğlak) karesi (00:51) ve Merkür (koç)- Jüpiter (yay) üçgeni

‘’bilginin gücü, dilin gücü, öldürücü dil, gizli bilgi, araştırmacı, zehirli kalem, bilinçaltı mesajlar, karanlık düşünceler’’ (Merkür- Pluto)

 

‘’abartmak, geleceğe odaklanmak, yüksek beklentiler, derin düşünme, büyük fikirler, emin kanılar’’ (Merkür- Jüpiter)

‘’kelimeler’’

Kelimeler, insanın en güçlü silahıdır. Seçilen kelimeler ve bunların nasıl bir araya getirildiği bize çok şey anlatır. Kişinin kelimeleri, onun gizli dünyasını ortalığa serer. Her bakan bunu göremese de biraz eşeleyen bu bilgiye kolaylıkla erişecektir. Ürkektir kimi; en şatafatlı, en kocaman kelimeleri seçer; çünkü bu ürkekliğin bir şekilde saklanması gerektir. Hani büyüdükçe küçülür ya insan, küçüldükçe büyür. Bu ters orantının farkında olmak belki de ilk aşamadır.

 

Kendinden emin olanın, büyük kelimelere ihtiyacı yoktur, çok kelimeye de ihtiyacı yoktur aslında; az çoktur, çok azdır. Bir şeyi ne kadar basitleştirebiliyorsak, o kadar farkındayızdır o şeyin; bununla birlikte bir şey hakkında ne kadar çok şey söylemeye çalışıyorsak, o kadar karmaşıktır bizde de kavramlar; yakalayamıyoruzdur, yakalamaya çalışıyoruzdur.

 

5 Mayıs Pazar Boğa Yeniayı (01:45) (14⁰ 10’)

 

‘’heves, yeni projeler’’ (yeniay)

 ‘’toprak ana, müzisyen, sessiz insan, çiftçi’’ (boğa)

‘’taht kurmuşsun kalbime’’

‘’Uzaklarda arama; çünkü sen içimdesin

Taht kurmuşsun kalbime, en güzel yerindesin.’’ (Şemsettin Polat)

Uzaklarda aradığımız neler var? Yarınlarda aradığımız mesela! Uzak yarınlarda… Özlediğimiz, beklediğimiz… Eskiler gözden ırak olan, gönülden de ırak olur der. Halbuki birçok giden, memnun ki yerinden dediklerimiz, bir türlü özlemekten vazgeçemediklerimizdir. Belki de onlar ırak (uzak) değildir; çok yakınızdır onlara, ondan özlemleri içimize düşmektedir. Hatırladığımız şekilde kucaklama arzusu yükseliyordur içimizden, kokuları burnumuzun direğini sızlattığında… Belki de artık sarılmaların şekli değişmiştir.

Kalbimizin en güzel yerinde ne var? Samimiyet mi? Dürüstlük mü? Sevgi mi? Şefkat mi? Sarılmalar… Yorulmalar… Zorluklar… Aşılanlar… Aşılamayanlar… Savaşlar… Kayıplar… Zaferler… Burukluklar… Sizin de hiç olmuş mudur? Yendim; bununla birlikte hiç de kutlayabilecek gibi değilim. Keşke bunun yerine, kocaman bir sarılıp her şeyi unutabilseydim.

Bu hayattan yanımıza neyi alıp gideceğiz? Anılar mı? Yoksa onlar da kaybolup gidecek mi ya da onlar da mı geride kalacak, tıpkı bedenimiz gibi… Bir dokunuşun sıcaklığı, kalbimizin çarpışı, duyguların uyanışı, ruhun dansı… Hepsi geride mi kalacak? Müzik mi olacak gittiğimiz yerde, yoksa birbirinden güzel resimler mi? Tanrı bir sanatçı olabilir mi? Sanatı yaşam mı yoksa yaşam o sanatın doğasını anlayabilmek için bir kapı mı?

Ruhu okşayan bir tını olsun istiyorum bir gün buradan ayrılırken… Herkese dolu dolu teşekkür edebilmek istiyorum. Bir sürü iyi kim olsun istiyorum heybemde, çok da çabaya gerek bırakmamış bu iyi kiler için, kendiliğinden fısıldanmış… Kızgınlıkların yerini gülücükler almış olsun istiyorum. Hiç kızdınız mı kendinize? Ben çok kızdım. Buna bile gülümseyebilsek hani… Hafif olsak… Hafif… Bir şarkı olsun dilimizde… Yolumuzdan geçen her kardeşe… Hepimiz bir tek Tanrının çocuğuyuz işte… Savaşlar dünyanın oyunuydu sadece… Savaşmalıydık ve sonunda çanak çömlek patladı. Öyleyse fısıldayayım, tüm kalbimle… Herkesin duyabileceği şekilde…

‘’Taht kurmuşsun kalbime, en güzel yerindesin…’’

6 Mayıs Pazartesi Mars (ikizler)- Jüpiter (yay) karşıtlığı (00:56) ve Merkür boğa burcuna geçiyor (21:25)

‘’izci, yerel rehber, tüccar, kaşif, haberci, katip, denizci’’ (Merkür)

‘’toprak ana, müzisyen, sessiz insan, çiftçi’’ (boğa)

‘’inandığın şey için savaş, tarafsız olmakta zorlanmak, abartılı davranışlar, kötü şakalar’’ (Mars- Jüpiter)

‘’kötülere borçlu olduklarımız’’

Konuşsam, anlatsam! Bir sussam, kimseyi duymasam! Ya da herkes beni duysa! Ben herkesi duysam! En çok da anlatmadıklarını, anlatılmayanları duysam! Savaşı bu keskin kılıçla karşılasam! Söylenenler… Söylenmeyenler… Tutulanlar… Bırakılanlar… Daha çok şey var ile başka ne kaldı arasındaki genişlik! Bazen birkaç kelime… Bazense sonsuz cümle… Her biri daha da azaltır belki de… Her biri daha da çoğaltır belki de… Öfke… Kızgınlık… İnanç… Sorumluluk… Sorumsuzluk… İyi şeyler yapmak isteyenlerin aptallıklarıyla yüzleşmek zorunda kalmaları… Kötülerin kendilerine yaptıkları kötülüğün farkına varmak zorunda kalışları ve bir yandan kötü kabul edilenlerin sadece üzerlerine düşen görevi yerine götürüyor oluşu… Kim kötü, kim iyi? Hangi iyiler her şeyi mahvetti? Neyi yaşamımızdaki tüm kötülere borçluyuz?

7 Mayıs Salı Venüs (koç)- Satürn (oğlak) karesi (16:26)

‘’sevginin kabul edilmemesi, sevginin engelleri, sevgi ve disiplin, ilişkiyi ciddiye alma, güzelliğe gerçekçi yaklaşımlar, sevgiye kanıt istemek, sevginin zamanla sınavı, paranın zamanla sınavı’’ (Venüs- Satürn)

‘’her şeyin başladığı yer’’

Beni seviyor musun? Neden? Benden bir çıkarın mı var? Kesin öyle! Yoksa neden beni sevgi yalanlarıyla kandırmak isteyesin ki! Sen kötü birisin! Herkes kötüdür zaten! Ben de kötüyüm! Dünya kötü bir yer! Sen de bunun farkındasın! Sadece beni kandırmak istiyorsun! Buzlarını çözmek istiyorsun kalbimin! Böylelikle bana istediğin her şeyi yaptırabilirsin!

Seni seviyor olmam senin özel olmandan değil! Seninle paylaştıklarımız, paylaşabildiklerimiz değerli kılıyor her şeyi… Bunu anlamamak için aptal olmak lazım! Seni kim yaraladı bu kadar ya da sen böyle mi doğdun bilmiyorum! Benim için sevmek zor değil! Sevilecek bir şeylerini bulurum. Kendimi de böyle seviyorum. Yapamadıklarıma kör değilim. Kendimi göklere çıkarmıyorum. Bir yerdeyim. Güzel bir yerdeyim. İçinde ruhumun zenginleştiği tüm yaşam deneyimine şükürler olsun!

Sevgi insana verilen kredi değildir. Sevgi, bir hak ediştir. Bir gün oraya gelinir. Bu birlikte olur. Hata demez sevgi, birlikte öğrenme der. Yeter ki bu niyette buluşmuş olalım. Sevgi bir resmin renklenişidir. Bu resmin adı yaşam! Bu yolculuğa çıkmak sevebilmeyi gerektirir. Sevgi her şeyin başladığı yerdedir. Bunun farkında olmayan, henüz başlamış bile değildir.

8 Mayıs Çarşamba Merkür (boğa)- Uranüs (boğa) kavuşumu (17:22)

‘’özgür ifadeler, radikal yaklaşımlar, özgün düşünceler, ani kararlar, fikir çatışması, modern eğitim, okulda isyan, farklı bir dil, gerçeği söylemek’’ (Merkür- Uranüs)

‘’yıldız şarkıları’’

Geleceğin diliyle konuşmak… Yarının dili… Yarına kim gidecek? Ne bizi yarına götürecek? Bugünde ne kalacak? Ne geri dönüp bakamayacağımız, buna fırsatımız olmayacağı kadar uzakta kalacak? Gelecek… Geleceğin çocukları… Bizler… Değişim… Değişimi var edenler… Birleştirenler ve ayrıştıranlar… Zaman nehrinin ıslatamadığı topraklar… Bugün doğanlar… Yarın büyüyecek olanlar… Var olana karşı çıkanlar… Onu yıkıp geçenler… Bir tohumu filizlendirenler… Daha önce hiç ekilmemiş bir tohum… Bir bitkiden değil, uzayın derinliklerinden gelen bir tohum… Uzay çağı… Bu çağın çocukları… Yeni zaman, onların sırtına yük değil, ayaklarının altına serilen halı! Çıkacakları basamaklar, onları yıldız şarkılarıyla buluşturacaktı. Göklerin fısıltısı… Artık bunu duyanlar beden almaktaydı.

9 Mayıs Perşembe Güneş (boğa)- Neptün (balık) sekstili (05:52), Venüs (koç)- Jüpiter (yay) üçgeni (19:55) ve Venüs (koç)- Pluto (oğlak) karesi (20:19)

‘’kendini kandırma, masal kahramanı, kendini feda eden baba, egoyu yitirmek, kendinden kaçmak, medyumik yetenekler, kurban veya kurtarıcıyla kendini özdeşleştirmek, zihinde beliren yönlendirici görüntüler, merhametinle övünmek’’ (Güneş- Neptün)

‘’sevginin gücü, sevginin zorlukları, ilişki içindeki krizler, güzellik kavramının farklı bir boyut kazanması, güzellik ve güç, para ve güç’’ (Venüs- Pluto)

‘’kapıdan geçmeye yetecek cesaret’’

Ben kimim ki? Bir kul… Neye kul? Varoluşa… Nedir varoluş? Neyin varoluşu? Benim mi? Ben kimim? Kendimi nasıl tanımlıyorum? Sınırlarım ne benim? Ne kadarına tahammül edebilirim? Ne kadarının üstesinden gelebilirim? İnandığım ne? Ya inancımı yitirdiğim?

Kendimi arıyorum, binlerce resim içinde… Sağımda bir başka resim, solumda bir başka resim… Yukarıda bir başka resim, aşağıda bir başka resim… Bazen çok yalnız, bazen çok kalabalık…

Cennet dedikleri ne? Cehennem dedikleri ne? Cennet sevinç mi? Cehennem acı mı? Ne bizi sevindirir? Ne bize acı verir? Sevincin ömrü nedir? Ya acının?

Ne beni yorar? Ne beni dinlendirir? Kendimi nasıl ödüllendirebilirim? Çok mu daha fazlasına ihtiyacım var yoksa ben elimdekinin değerini mi bilmiyorum? Neyi savuruyorum? Ne boşa gidiyor?

Kul demiştim. Neye kul? Nereye çağrılıyorum? Hangi ses? Hangi ses yolun sonundaki ışığa, hangi ses derin bir karanlığa açılıyor? Bu kapıdan geçmeye yetecek cesaretim var mı? O kapı, tam da şimdi önünde durduğum olabilir mi? Hazır mıyım?

11 Mayıs Cumartesi Güneş (boğa)- Satürn (oğlak) üçgeni (12:18)

‘’kendini kabul etmemek, öz disiplin, kendini savunma, otoriteye verilen önem, korkuların açığa çıkması, anda olmanın önemi’’ (Güneş- Satürn)

‘’dünyanın sizin için anlamı’’

Gerçekleşmek, gerçekleştirmek… Kendini ortaya koymak, kendini ifade edebileceğin o alanı bulmak… Kendini yaratmak! İsmini sonsuz boşluğun içine çakmak… Kim olmak, ne olmak; ne kadar olmak, ne kadar olamamak? Bu soruların peşine düşmüş olmak…

İnsan kalbindekini yapıyorsa, yaptığı şey görev olmaktan çıkar. Zaman kavramı yiter. İçinde olduğu şey onu besliyordur, o da içinde olduğu şeyi besliyordur. Bunun adı pişmektir. Görev, sorumluluk ancak gönüllülük esasıyla hak ettiği değere ulaşır. Bu da insanı hak ettiği yere getirir.

Ne yapmak sizin için parlamak? En son ne zaman parladınız? Kendiniz olmaktan ne kadar mutluluk duydunuz? Ne için şükrettiniz, buna değer dediniz? Bunun siz, bunun yaşam, bunun dünya olduğunun ne kadar farkına varabildiniz?

14 Mayıs Salı Güneş (boğa)- Pluto (oğlak) üçgeni (06:07), Venüs (koç)- Mars (ikizler) sekstili (16:58)

‘’saklı benlik, kendini güç üzerinden tanımlamak, tabuların görünürlük kazanması, güçlü baba imgesi, gururu yenden yorumlamak, benliğe takıntılı olmak’’ (Güneş- Pluto)

‘’romantik savaşçı, tutku ve hırs, aşk üçgenleri, aşk ve cinsellik, inat ve hoşgörü, güzelliği harekete geçirmek, para için savaş vermek’’ (Venüs- Mars)

‘’hadi bir cesaret’’

Sizin kendinize en güvendiğiniz alanda en az sizin kadar iyi olan birçok kişi daha var. Ne kadar iyi olursanız olun, ne kadar çok şey yapmış, ne kadar fedakarlıkta bulunmuş ya da ne kadar iyisine sahip olarak dünyaya gözlerinizi açmış; bir gün tahtınızı bir başkasına bırakırsınız. Belki hep hatırlanacaksınızdır; bununla birlikte hatırlayacak olan siz olmayacaksınız. Yaşayan siz olmayacaksınız, yaşayanlar sizi de bir nebze olsun yaşatacak; bununla birlikte asla kendilerinden daha çok değil; çünkü yaşamı devam ettirmek zorunda olan onlar olacak. Sizse çoktan sıranızı savmış…

Hem hiç ölmeyecekmiş hem de yarın ölecekmiş gibi yaşa derler. En güzelinin bir gün öleceğini bilerek yaşamak olduğunu düşünüyorum. Ölüm kapısının açılması yakın olduğunda bunun sesini duyacağıma, gerekli hazırlığı itina ile yapacağıma eminim. Geçişini yapacak olan bunu bir şekilde bilir, bundan haberdar olur.

Dünya savaş yeri… Ne kazanan ne kaybeden belli… Bu bir oyun ve bu oyunun kuralları var; bununla birlikte kurallarına göre oynamamak da oyunun bir parçası gibi… Doğru yok, yanlış yok… Yol yordam bilmek var. Dünün doğrusu yarına uymuyor, yarının doğrusu da bugüne uymaz.

Sen neredesin? Nereye gitmektesin? Nereden geldin? Nasıl geldin? Üstün başın kir pas içinde mi? Bunun adı alın teri mi? Yoksa güzel kokular içinde kötü kokular saçan bir kalbin mi var? Hangi ezber parmaklıkların? Zincirleri kırmanın yolu ne? Hadi bir cesaret!

15 Mayıs Çarşamba Venüs boğa burcuna geçiyor (12:45)

‘’güzel, esin perisi, baştan çıkarıcı, barış güvercini, gözde, sevgili’’ (Venüs)

‘’toprak ana, müzisyen, sessiz insan, çiftçi’’ (boğa)

‘’onun adı neydi’’

Bana güveniyor musun? Aslında güvenmiyorum; çünkü kendine bile güvenemiyor insan, bir gün öyle dediğime bir gün aslında öyle değilmiş derken bulabiliyorum kendimi! Bunun içinden nasıl çıkılabilir? Sana nasıl güvenebilirim? Güvenmeye öyle çok ihtiyacım var ki! Bu budur, nokta demeye…

Aslında bilebileceğimiz şeyler var, mesela şu an iyi hissedip hissetmediğimi bilebilirim. Bana iyi hissettirmeyenin tam olarak ne olduğunu anlamaya çalışırım. Ona, onu ve onun bende yarattığı etkiyi gözlemleyebilecek bir mesafede durmaya çalışırım.

Düşman deyip kestirip atamam ki… Düşmanlık ederek yaşayamam ki! Zaten düşmanını sev demiyor mu? Dostuna yakın, düşmanına daha yakın hatta… Ya bu bana zarar veriyorsa? Zarar görmemin sebebi ne? Hangi sınırları koyamamış olmak, neye dur diyememek?

Sevmek, bir iyi hissetme hali mi ya da dalgalandığında sular kendimi huzurlu gözlerimi açabildiğim bir sahilde bulabilmek mi? Güven, birinden, bir şeyden emin olmakla ilgili değil belki de, daha büyük bir şeyden emin olmakla ilgili… Her deneyim, içeriği ne olursa olsun güvenli; çünkü yaşam bu demek değil mi? Öyleyse insan kişilere değil, kendine ve kendindekine güvenmeyi mi öğrenebilmeli? Onun adı Tanrı mı ki?

16 Mayıs Perşembe Merkür (boğa)- Neptün (balık) sekstili (04:20) ve Mars yengeç burcuna geçiyor (06:09)

‘’ilham veren kelimeler, akılcı olamama, yaratıcı kurgulamalar, tekerine çomak sokmak,  yanlış anlamak ya da yanlış anlaşılmaya sebep olmak, gerçeği yansıtmayan yaklaşımlar, yüksek duyarlılık’’ (Merkür- Neptün)

‘’savaşçı, öfkeli, talip, fatih, canavar, cerrah’’ (Mars)

‘’anne, tedavici, görülmez insan, şair’’ (yengeç)

‘’yaşam denilen bu rüya’’

Duygular, varoluşun ikinci basamağı ile ilgilidir. İlk kısımda somut ihtiyaçlar vardır. Duyguların bir üstünde, eylemler vardır. Duygu, eylemlerin ilk besinidir. Eylemleri kontrol altında tutan, onları daha ince bir hale getiren, düşüncedir.

Düşünce varoluşun dördüncü basamağıdır. Akılcı yaklaşımlar burada devreye girer. Burada varoluşun ilk basamağı olan somut ihtiyaçları karşılama da yeni bir boyut kazanır. Artık ‘’Vur, kır, parçala; bu maçı kazan!’’ nidaları çınlatmaz ortalığı! Söz konusu yumrukoyunu değildir artık, bir satranç tahtasıdır. Kazanmak güzeldir de kazanma şekli, kendisinden bir sonraki aşamanın belirleyicisidir.

Duygular da daha farklı bir hal alır düşünce devreye girmişse! Düşünce, bir gemi gibidir, duygu denizinde yol alır. Bu yolculukta bazen gece çöker, ortalık kararır, gökyüzünde dans eden yıldızlar ve onları kucaklayan çapkın bakışlı ay belirir bazen de güneş güçlü sesiyle söylediği şarkılarla içimizi titretmektedir.  

Bir kez daha gelirse düşünce basamağına, tüm aşamaları bir kez daha gözden geçirerek, artık hazırdır. Hakikat, hepsinin içinde olduğu; bununla birlikte hiçbirinin tek başına olmadığı bir krallıktır. Beslen, hisset, oyna ve anla; çünkü ancak o zaman gülümseyecek sana yaşam denilen bu rüya…

17 Mayıs Cuma Merkür (boğa)- Satürn (oğlak) üçgeni (02:08)

‘’otoriter dil, dile getirememe, kötümser düşünceler, zihni disipline etmek, öğrenme zorlukları, düşüncelerin ifadesi’’ (Merkür- Satürn)

‘’kedi- ciğer hikayesi’’

Sen bana ne demek istiyorsun? ‘’Ne dedin, ne dedin?’’ Allah da senin… İletişim mi kuruyoruz yoksa ağzını burnunu mu dağıtıyoruz belli değil! Üzüm mü yiyecektik pardon, yoksa bağcıyı mı dövecektik? Valla bana ne kadar sağlam vurursan o kadar alkış alırsın dediler, bir indireyim dedim(!)

Hayatın koşuşturması içinde hepimiz bazen tahammülümüzü yitirmeye çok yakın bir yerde, bir anda ağzımızdan başka başka kelimeler çıkarken bulabiliyoruz kendimizi! Sonra ‘’dil yarası’’ gibi şarkılar yapılıyor. Babam söz ağızdan çıkana kadar senin esirin, ağızdan çıktıktan sonra sen onun esirisin derdi.

Ciddiyeti sıkıcılıkla, şakayı haddimizi aşmakla, gerçekçiliği her şeyin en kötüsünü düşünmekle karıştırıyoruz galiba! Her şey zamanla yerine oturuyor, herkesin öğrenme hızının farklı olduğu gerçeğini kabul etmek gerek! Ha bugün aptal kabul ettiğimiz yarın nasıl anlayamadığımıza yandığımız da olabilir. Stefan Zweig’in ‘’Satranç’’ öyküsünü hatırladınız mı? Bilgi de boyut boyut ve biraz da kedi- ciğer hikayesi…

18 Mayıs Cumartesi Merkür (boğa)- Pluto (oğlak) üçgeni (08:48) ve Venüs (boğa)- Uranüs (boğa) kavuşumu (19:16)

‘’bilginin gücü, iletişim dilinin gücü, keskin sözcükler, ulaşılması güç bilgi, araştırmak, iğneleyici tarz, manipülasyon, karanlık düşünceler’’ (Merkür- Pluto)

‘’şaşırtan ilişki, aşkta özgürlük, özgürlüğün değeri, dürüst duygular, alışık olunmayan dış görünüş, manyetik çekim’’ (Venüs- Uranüs)

‘’aklınız varsa’’

Bir şeyi söylemenin birçok yolu vardır. ‘’İyi niyetli olduğunu düşünmüyorum!’’ ‘’Sen kötüsün!’’ ‘’Hepiniz kötüsünüz!’’ ‘’Bu davranışının altındaki iyi niyeti merak ediyorum!’’ ‘’İyi hissetmiyorum!’’ Her birinin yarattığı etki farklıdır. Her birinin bizi taşıyacağı yer de farklıdır. Sizce benzer bir durumda nasıl bir ifade işleri kolaylaştırır ya da nasıl bir ifade işleri çığırından çıkarır?

‘’Öncelikle benim için değerli olduğunu belirterek başlamak isterim! Bunca paylaştığımız şeyden sonra aksini söylemek haksızlık olur. Son zamanlar her ikimizin de çok kolay süreçlerden geçmediğinin farkındayım. Seninle neler hissettiğimi paylaşmak isterim. Belki sen de benimle kendi duygularını paylaşırsın. Böylelikle birbirimizi anlama ve birbirimize yardımcı olma şansı kazanırız.’’

Bir de:

‘’Defol! İstemiyorum seni! Bir daha beni arama! Allah belanı versin! Senden nefret ediyorum! Kötüsün sen! Kandırdın beni!’’

Ertesi gün:

‘’Seni çok seviyorum! Ne olur affet beni! Öfkeyle öyle dedim! Aslında başka bir şeye kızmıştım! Ne istersen yaparım! Yalvarırım!’’

Aklınız varsa sessizce uzaklaşın.

21 Mayıs Salı Güneş (10:59) ve Merkür (13:51) ikizler burcuna geçiyor ve Güneş- Merkür kavuşumu (16:06)

‘’izci, yerel rehber, tüccar, kaşif, haberci, katip, denizci’’ (Merkür)

‘’kral, kahraman, baba, şef’’ (Güneş)

‘’şahit, öğretmen, hikayeci, gazeteci, tüccar veya entelektüel’’ (ikizler)

‘’kendinin farkında olma, özgür düşünme, güçlü öngörüler, bilmeyi önemsemek’’ (Güneş- Merkür)

‘’şüpheye düştüğümüz an’’

Bir şeyi olduğu haliyle görebilmek nedir? Tarafsız bir gözlemci olabilmek? Duyguyu bir kenara bırakabilmek… Duyguya gözlemci olabilmek, bu duyguyu yaratanın ne olduğunun, ne kadar daha derinlerden beslendiğinin farkına varabilmek…

“Bir şeyi gerçekten istersen, onu gerçekleştirmek için bütün evren senin için işbirliği yapar.” Paulo Coelho / Simyacı

Bu işbirliği, fark etmeni sağlamaktır, ona giden yolları fark etmeni sağlamak… Başka bir deyişle algıda seçicilik! Belki fark ettiren bir şey yoktur, fark eden sen varsındır.

Bir şeye giden ve gitmeyen yollar vardır. Önümüze engeller çıkabilir. Bu engellerin üstünden atlayabiliriz, yanından kıvrılabiliriz, altından geçebiliriz. Yeter ki buna değer diyebilelim! Şüpheye düştüğümüz an yok oluş başlamıştır.

22 Mayıs Çarşamba Mars (yengeç)- Uranüs (boğa) sekstili (17:46)

‘’kendine has savaşma şekli, kararlı hareketler, ani hareketler, cinsel heyecan, ani şiddet, elektriğin sebep olduğu yangınlar, havai fişekler, özgürlük için savaş vermek, devrim ruhu’’ (Mars- Uranüs)

‘’yarının ışığı’’

Her şey ancak her şeyin başladığı yere geri dönerek değişebilir. Değilse maskenizi boyamaktan ileri gitmeyecektir. Değişim, içseldir. Kökleri çok eskilere dayanır. Atalara, çocukluğa… Birisinin kadere takındığı bilinçli tavır, değişimi başlatır. Birisinin hayali, birisinin aklına düşen olur. Birisinin aklına düşen, birisinin attığı adım olur. Birisinin attığı adım, birisinin yaşam amacı olur. Birisinin yaşam amacı, birisinin kendi amacına giden yolda basamağı olur ya da bunların hepsi bir tek hayatta olur. Değişim, kişilerle değil, nesillerle ve nesillerin içinden geçtiğini okuyup anlamakla ilgilidir. Ata oğulda ışık yakar, o ışık da yarında…

30 Mayıs Perşembe Merkür (ikizler)- Neptün (balık) karesi (04:21) ve Venüs (boğa)- Neptün (balık) sekstili (19:49)

‘’ilham veren kelimeler, akılcı olamama, yaratıcı kurgulamalar, tekerine çomak sokmak,  yanlış anlamak ya da yanlış anlaşılmaya sebep olmak, gerçeği yansıtmayan yaklaşımlar, yüksek duyarlılık’’ (Merkür- Neptün)

‘’romantizm, hayallere dalmak, güzel sanatlar, gizli aşk, masallardaki gibi sevmeler, yüceltilmiş güzellik’’ (Venüs- Neptün)

‘’hesap’’

Umut, Pandora’nın kutusundaki yedi büyük kötülükten biridir. Çiftçinin karnını yarmışlar, kırk tane bu yılcık çıkmış. Umut, gerçekleşmenin kendisi olabildiği gibi gerçekleşmenin önündeki en büyük engel de olabilir. ‘’Bir gün olacak biliyorum!’’ Nasıl olacak? Neyi daha farklı yapıyorsun ya da ne değişmiş olacak ki olacak? Neyin vaktini bekliyorsun? Nasıl bekliyorsun? Zaman senden bir şeyler alıyor, sen ondan ihtiyacın olanı alıyor musun? Yoksa ellerin boş mu kalacak?

Akıldan yoksun bir inanç, kimse için afyon olmaktan öteye gitmeyecektir. Kader çabaya aşıktır denir. Kalbindekiyle yol alanın verdiği emek, onu ışıldatır. Bu ışık sağlık, bereket ve mutluluktur. Aksiyse alınan borçtur ki hesap eninde sonunda kapanacaktır.

31 Mayıs Cuma Merkür (ikizler)- Jüpiter (yay) karşıtlığı (06:11) ve Venüs (boğa)- Satürn (oğlak) üçgeni (18:26)

‘’abartılı yaklaşımlar, geleceğe odaklanmak, yüksek beklentiler, derin düşünceler, büyük düşünmek, kesin kabul etmek’’ (Merkür-Jüpiter)

‘’sevginin kabul edilmemesi, sevginin engelleri, sevgi ve disiplin, ilişkiyi ciddiye alma, güzelliğe gerçekçi yaklaşımlar, sevgiye kanıt istemek, sevginin zamanla sınavı, paranın zamanla sınavı’’ (Venüs- Satürn)

‘’bu dansa lütfeder misiniz’’

Sır, basit olanda saklıdır. Karmaşık yollar, daha da karmaşıklaşan işleri beraberinde getirir. Zorluklar, bir gün çok daha kolaylaşacak olanın, çok daha sağlamlaşacak olanın habercisidir. Hayat bizi dar sokaklardan geçirir. Sınav, burada verilir. Neye sahip olmak? Nasıl yaşamak? Nerede ölümü göze almak? Bunun insana armağanı!

Sevgi, en çok sınavdan geçtiğimiz kısmıdır varlığımızın! Onunla kurduğumuz ilişki, varoluşun özüyle kurduğumuz ilişkiyi yansıtır. Nasıl seviyoruz, nasıl sevemiyoruz. Ne kadar seviyoruz, ne kadar sevemiyoruz. Kimi seviyoruz, kimi sevemiyoruz. Sevmekten ne zaman vazgeçiyoruz. Bu bize ne kadar güvenli geliyor? İyi de bu gerçekten güvenli mi?

Sizin de kendinizi bir şeyden kaçarken sağlam bir şey umuduyla kaçtığınıza çok benzeyen başka bir şeye tutunmuş bulduğunuz oldu mu? Ne ortalığı sislendiriyor da biz bu benzerliği fark edemiyoruz ya da bir şekilde o benzer temaya doğru ilerliyoruz? Burada anlamamız gereken ne var? Kendimizle ilgili farkında olmadığımız ne?

Sevgi insanın kendine en çok yaklaşabileceği deneyimdir. Sevgisizlikse kendine yabancılaşmasına sebep olur. Çok yakın olduğunuzda yanarsınız, çok uzak kaldığınızda ölürsünüz. Ortada bir yerde olmak! Ne yanacak kadar yakın ne öldürecek kadar uzak! Belki sır, bu dansa şahit olmaktır. Bu dansa lütfeder misiniz?

Dosta selam olsun,

Hüseyin Akdağ

Bireysel Doğum Haritası Analiziniz için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

0212 274 08 47 / 0542 353 90 83

www.heraakademi.com

Doğum haritası analiziniz ile kim olduğunuzu, dışarıdaki kişinin sizi nasıl gördüğünü, neyin size iyi geldiğini, bunların birbirini nasıl etkilediğini, sahip olduğunuz potansiyelleri, yakın çevrenizi, ailenizi, iç dünyanızı, aşkın sizin için ne olduğunu, yaşama nasıl hizmet edebileceğinizi, partnerinizden aslında ne beklediğinizi, onunla olmanın size sağladığı fırsatları ve sizi karşı karşıya bıraktığı sınavları, yaşamın sizi neye çağırdığını, neyin sizin ufkunuzu genişletebileceğini, iş ve kariyer hayatınızın önemli sırlarını, arkadaşlık ilişkilerinizi, neye teslim olmanız gerektiğini ve ruhsal olarak nereden nereye ilerleyebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

 

 

Diğer Yazılar