DERİN SULARIN AÇILMIŞ KAPILARI (2020 Ocak Ayı Yazısı)

  • 01/01/2020

2 Ocak Perşembe Merkür- Jüpiter kavuşumu (18:41)

İz sürmeli bazen insan, küçük küçük şeyler bir araya gelip büyük şeylerin daha anlaşılır olmasını sağlayabiliyor. Nasıl da bir şans peşinde koştuğumuzu hatırlayın! O şans belki de burnumuzun ucundadır ve beklenen, bize verilmiş olanı kullanmamızdır.

Zaman, insanın en büyük sınavı ve gerçeğin anahtarıdır. Toprak gibidir, ona ektiğimiz tohum filizlenir; bununla birlikte rüzgar eken fırtına biçer sözünü de unutmamak gerekir. İşte bu karmadır.

İyi olmak ve kötü olmak, insanın çıkmazıdır. İyi olmak isterken kötülük ettiğimizi ya da kötülük etmek isterken farkında olmadan aslında ona iyilik, kendimize kötülük ettiğimizi fark ettiğimiz zamanlar olur.

Güzel olan, insanın kalbinden geçeni yapmasıdır. Kırmadan, yıkmadan, bozmadan; kendini bilerek! O zaman ne iyi olacağım derken kendimize kötülük ederken buluruz kendimizi, ne de bunun yarattığı bizi aşağı çeken duyguyla kötülüğün kapılarını aralamaktan kendimizi alıkoyamazken!

3 Ocak Cuma 12° 15’ Koç burcunda İlkdördün Ay Fazı (06:45)

Cesaret etmemiz gereken nedir? İnsan neye meydan okur? Neyi göze alır? Ne buna değer? Lisede hep hayalini kurduğum şey için çoğu kişinin hayali olan okuldan vazgeçebilirim diye düşünüyordum. Vazgeçemedim. Üniversitede denedim. Yine çoğu kişinin hayali olan bir üniversiteydim; bununla birlikte bu benim hayalim değildi.

Her Aralık, okulu bıraktım. Hayalim olan okulun kurslarına gittim. Kimseye yük olmamak, sonrasında yaptığım şeyin suçluluğunu duymamak için bir yandan çalıştım. Kendi evim, bir kedim vardı. Çoğu kişinin girmekten bile korkacağı bir sokakta yaşıyordum. Bunlar göze aldıklarım mıydı yoksa ruhumu zenginleştirenler mi? Bugün bu ayrımı yapmak benim için zor. O sokak benim için Harikalar Diyarı, ben de Alice’tim sanki! Karanlıktı, soğuktu; bununla birlikte gerçekti ve bu bana sebebini bilmediğim bir şekilde iyi hissettiriyordu.

Hayalim olan okulu kazanamadım. Hayalimi küçülttüm. Yarı zamanlı, istediğim dalda eğitim alabileceğim başka bir okula kayıt oldum. Burası çok kişinin hayal ettiği bir okul değildi, benim hayalimdi. Derken nasıl olduysa, buraya da ait hissetmediğimi fark ettim. Hayalime gitmeye çalıştığım yolda kendimi içinde bulduğum alanda derinleştim.

Bugün dönüp baktığımda, cesaretimin ödülünün, olacağını sandığımdan çok daha fazlası olduğunu görebiliyorum. Pişmanlık mı? Belki. Okulu bitirseydim, enerjimi buna harcasaydım… Bu başka bir evrenin konusu! Ben buradayım ve olduğum yer, zenginliğim… Bu benim için yeterli!

Bugün sahip olduğum için kendimi şanslı hissettiğim her şeyi bu yolculuğa borçluyum. Bazen bazı şeylerin mantığı yoktur, sadece bir gün dönüp baktığında inkar edemeyeceğin bir gerçek çıkar karşına; her şey tam da olması gerektiği gibi… Bu işin bir denklemi var; bununla birlikte çok bilinmeyenli ve bazen en güzeli, çözmeye çalışmak yerine varlığını kabul edip yolculuğuna devam etmek yani yapabildiğini yap, yapamadığın soruyu boş bırak, nihayetinde her şey zaman karşı… Demek istediğim, kalbinin sesini dinlemek incinmene sebep olabilirdi; bununla birlikte bu durumda olacak hiçbir şey, onun sesini duymaya kendini kapadığında olacağı kadar seni incitemezdi.

7 Ocak Salı Güneş- Neptün sekstili (08:21)

Tanrı çocuklarını ayırmaz. Hepsi iyi olsun ister. Hepsi farkına varsın, hepsi uyansın, hepsi hak ettiğini alsın. Ne isterse onu verir. Kimi aşk ister, kimi refah, kimi huzur, kimi mutluluk, kimi vicdan rahatlığı… Tanrı ne isteniyorsa onu verir. İsteyenler, bir şeyleri göz ardı eder. Tanrı bunu yüzlerine vurmaz. Bir gün bir şey can yakar. Bu Tanrı ile ilgili değil, insanın seçimleri, bu seçimleri yaşama şekliyle ilgilidir.

Ölüm can yakmaz mesela, değeri bilinememiş bir hayat can yakar. Yanında olamamış, daha çok paylaşamamış, bazı şeyleri tamamlayamamış olmak. Hiçbir acı sonsuza dek sürmez. Biz de sonsuza dek bu boyutta ve bu bilinçte kalamayız. Bir gün perdeler kalkar ve bugün farkında olamadıklarımız bir bir önümüzde belirir. Hayat ne kadarını umursadığımızdan daha fazla, ne kadarını hatırladığımızla ilgilidir. Zaman küresel, önümüze tekrar tekrar gelenler var, görmek istemediğimizde, bu noktada inat ettiğimizde, kimsenin bizim için yapabileceği bir şey yoktur.

8 Ocak Çarşamba Merkür- Neptün sekstili (15:02)

Hepsi gerçek miydi? Yoksa bir hayaldi de geçip gitti mi? Ne kaldı elimizde? Hafızamız bizi yanıltıyor olabilir mi? Hepsini hatırlıyor muyuz yoksa öyle olduğuna mı inanmak istiyoruz? Bu ayrımı kim yapmamıza yardımcı olur? Kime güvenebilirsin? Kendi hafızana mı? Ona mı? Ona mı?

Hepimiz aynı sokaktan geçmiş olabiliriz. Hepimiz aynı şeyleri görmedik; çünkü hepimiz aynı sokaktan geçmişsek de herkes kendi içindeki sokaklardan geçiyordu; kendi içinde yakaladığı detaylardan, bugün hatırladıklarınızın birbirinden çok farklı detaylar olması sizi şaşırtmamalı!

Yürüdüğümüz yollarla görürüz; görmeye başladıklarımız, bize gösterilenler, bizden saklananlar, kulaklarımızın duydukları, kokusunu aldıklarımız, uzak kaldıklarımız, hep yakın olduklarımız… Gördüklerimiz, içinde olduklarımız… Gördüklerimiz, içimizde olanlar… İçinde ne var? Orada sen varsın, orada dünya var ve senin onu doğurmanı bekliyor ki bunun için suni sancıya gerek yok; çünkü vakti geldiğinde, yol açılır ve senin bunun önünde durma şansın yok.

10 Ocak Cuma Güneş- Merkür kavuşumu (17:19) ve 20° 00’ Yengeç Burcunda Ay Tutulması

Gördüklerimiz, olanlar mı yoksa gözlerimizin görme şekli, olacaklar mı? Dünya mı bizi sınırlıyor yoksa gözlerimiz mi? Gözlerimiz… Göz… Görenler, görmeyenler… Bilenler… Bilmeyenler… Bilinirlik… Kimin hangi bilgiyle sınırlı olduğu? Daha bilinecek ne çok şey var! Nasıl bir dünya yarattık? Neyi dışarıda bıraktık ve o, içeri girmeye çalışıyor?

Hisler… Duygu dünyası… Onun algıladığı bir dünya… Nasıl hissediyorsun? İyi hissetmiyorum! Ne görüyorsun? İyi şeyler değil! Ne bunu iyileştirirdi? Daha iyi hissediyor olmak! Bana ne daha iyi hissettirir? Annemin sıcağı mı? Babamın kokusu mu?

Kime küskün olduğunu bulmaktan başlıyor olabilir her şey! Kime küssün? Kime küstün? Barıştın mı yoksa hiç olmamış gibi davranıp sessizce uzaklaştın mı? Tekrar oraya gitme isteğini bastırdın mı? Sarıldın mı yoksa bir gün artık sarılamayacağının farkına vardığında daha mı çok kızdın her şeye?

Gerçekleri yok sayamayız; bununla birlikte her an gerçekleşmekte olan birçok şey daha olduğunu da göz ardı edemeyiz. Hepimiz biraz çocuğuz, biraz kırığız, biraz yapıştırılmış, biraz saklanmış, biraz bulunmuş, bazen puslu, bazen durgun, suskun, bazen hırçın, bazen sebebini bilmediği şekilde iyi!

İyinin derinlerine indiğimizde, kendimizi buluruz. Herkesin iyisi, kendi eksiğiyle ilgilidir. Kimine sert iyidir, kimine hayal, kimine gerçek, kimine toprak, kimine su, kimine bir şey… Şunu anlamak lazım belki de her neyse iyimiz, hepsi bir miktar onun içinde! Bir iyi tanımlayacak olsak ne derdik? Şu kadar sert, şu kadar yumuşak! Şu kadar hayal, şu kadar da gerçek! Şu kadar toprak, şu kadar su! Ve çamur! Ve insan! Ve biz!

Aradığım bir şey var, hepimizin aradığı bir şey var ve buluştuklarımız! Aradığımız şey, aradığımız şey olarak gelmiyor. Aradığımız şey, ben oradayım diyen bir şeyin içinde geliyor. İçine girmekten, içinde olmaktan, ona dokunmaktan, onu hissetmekten korkma… Onu adı hayat! Sen de ondan bir parça oldukça ve onu kendi içinde yaşayan bir parça olarak buldukça güzelleşeceksin! Kimsenin beğenmesi için değil, senin daha iyi hissetmen için, bunu başardığında anlayacaksın, sana o kocaman olmuş gözleriyle bakanlar, senin kim olduğunu hatırlayanlar, tıpkı senin gibi!

11 Ocak Cumartesi Uranüs Geri Hareketi Bitiyor (03:47)

Değişmesinden korktuğumuz çok şey olduğunu itiraf ederek işe başlamak gerekiyor belki de! Bir yandan değişmesini arzuladığımız çok şey olduğunu… Bu bir çelişki mi? Bazı şeylerin hiç değişmemesini, bazı şeylerinse bir an önce değişmesini istiyorum!

Burası cennet olsaydı, kimsenin kimseyle savaşı kalmamış olurdu. Eğer bir savaşsa söz konusu olan, muhtemelen o insanın kendi içinde olurdu. Adem ile Havva’yı düşünmek gerek! Havva, Adem’i baştan çıkarırken, o yasak meyve için, eminim çok da iyi olmayan hisler içinde değildi! Havva biraz olsun heyecan istemişti. Bedeli dünyaya inmek oldu. Sizce de tüm bu kaos bazen gerçekten heyecan verici değil mi?

Bilgisayar oyunlarını düşünün. Bir sürü kişi ölüyor ve eğer ölen sizi öldürmek isteyen biriyse, bu ölüm size kendinizi zafer kazanmış hissettiriyor. Ya da bir filmi düşünün, bir sürü kişi ölüyor, onlar kahramanımızın karşısında ya da yanında olan kişiler olabilir; biz o kahramanızdır, bir amacımız vardır, bunu gerçekleştirmek için kazandıklarımız ve kaybettiklerimiz olur; bununla birlikte filmin sonunda her şey bir şekilde yoluna girdiğinde, hala ölenlerin yasını tutuyor olmuyoruz. Genelde mutlu bitiyor filmin sonu! Bir gün film bitecek ve biz gülümseyerek yolun sonunda tüm ekip ile kucaklaşacağız ve şöyle diyeceğimizi hissediyorum: İyi iş çıkarttık!

12 Ocak Pazar Merkür- Satürn kavuşumu (11:51), Merkür- Plüton kavuşumu (12:13) ve Satürn- Plüton kavuşumu (18:59)

Aile sırları… Var olup da yok sayılanlar… Sandıklara kaldırılıp üstüne yükler yüklenenler… Eski defterler… Hep geride bırakmak isteriz, hatırlamanın bize iyi hissettirmediklerini… Derken bir bakarız, yine benzer bir yerdeyiz. ‘’Dante gibi ortasındayız ömrün!’’ ve yaş otuz beş de değil, siz deyin yirmi beş, ben diyeyim kırk beş, o desin elli beş, kim durdurabilir ki daha uzar gider. Değişmeyen, Dante gibi ortasında olduğumuz ömrün, tam ortasında, doğum ya da ölüm, ne fark eder? Ortasındayızdır ve ne desek doğru!

Hala konuşmak için vaktiniz varken konuşulmalı bazı şeyler; çünkü üzerine toprak, pardon, zaman örtülünce, birçok şey için epey geç kalınmış olabiliyor. Demek istediğim, o ki bir şeye sahip olmak ya da olamamış olmaktan daha önemli, ona nasıl sahip olduğumuz… Bize ait olmayan bir şeyi almaya çalışmak, onu sahibini bulmaktan uzaklaştırmaktır. Bize ait olmayan bir şeyi kendimizde tutmaya çalışmak, bize ait olanı, kendisine ait olmayanda kalmak zorunda bırakmaktır.

Hepimizin sahip olduğu bir şeyler var ve onlara, bir başka kişinin, gerçek anlamda sahip olma şansı yok. Benim olanın peşine düştüğümde, her zaman karşıma çok da güzel kokan şeyler çıkmıyor olabilir. Bu bizi ürkütebilir ya da doğal olduğu kabul edilebilir. Hepimizin bir sindirim sistemi var ve bu sisteme girenle çıkan bir olmuyor. Bunu sindirebildiğimizde taşlar yerini buluyor. Kimse harika değildi, bazı şeyler hiç de hoş değildi, yapacak bir şey yok, herkes yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalıştı, daha iyisini yapma şansı varken bunu yapmayanlarsa zaten karşılığını aldı ve muhtemelen o son resim önünde belirdiğinde, artık çok geçti ve kabullendi, bu film böyle bitecekti.

‘’Böyle mi esecekti son günümde bu rüzgar?’’

Rüzgarın getirdiği koku, her zaman deniz kokusu değildir. Olsun! Hepsi hayat! Hepsi insan! Tıpkı bizim gibi! Siz hiç tezek kokusunun mutluluktan gözlerinizi yaşarttığına şahit oldunuz mu? Eğer o koku, tanıdık bir kokuysa, böyle olur. Herkes tanıdığı kokuların peşinde buluyor kendini ya da yeni kokulara alışmaya çalışırken… Özünü yitirmemiş her şey zengindir. O öze sıkışıp kalmış olanlarsa yoksul! Neye açtınız kanatlarınızı? İşte o kadar!

13 Ocak Pazartesi Güneş- Plüton kavuşumu (15:20) ve Güneş- Satürn kavuşumu (17:15)

Kalbimden geçenler… Ne kadar harika olduğumu göstermek istiyorum! Sonra öyle şeyler oluyor ki ne kadar berbat olduğumu görürken buluyorum kendimi! Bu hevesimin epey kırılmasına sebep oluyor. Ben kimim ki diyorum. Sonra ben de varım diyorum. Bir yerden başlamalıyım! Atıyorum kendimi sahneye! ‘’Merhaba!’’ diyerek başlıyorum. ‘’Benden size zarar dokunmaz’’ diyorum yani! Yararımın olup olmayacağına siz karar verin! Ben sadece üzerime düşeni yapıyorum!

Ne anlatıyorum? Kalbimden geçen, ekranıma düşen, hissettiğim, içine sürüklendiğim, sınırlandığım, aştığım, aşamadığım ne varsa… Bırakıyorum ortaya; alan alır, almayansa gülümseyerek uğurlanır. En azından iyi hatırlasın, belki bir gün, bugün burada gördüğü bir şeyi hatırlamaya ihtiyaç duyacaktır.

Harika olduğunuz için buradayım demezsiniz, hala alacağınız çok yol vardır, bir yerden başlamanız gerektiği için! Mutlaka sizi özel kılan, kılabilecek bir şey vardır, onun farkına vardığınız, farkına varmaya çalıştığınız için ki bir bakarsınız, işte orada! Bir yerden başlamalı insan, duvar yüksekse de geniş olmayabilir, öyleyse neden aşılmasın!

16 Ocak Perşembe Venüs- Uranüs sekstili (01:17)

Seni sevmek istiyorum; bununla birlikte sevmenin ne sana sıkışıp kalmak ne de senin bana sıkışıp kalman demek olmasını istiyorum, anlatabiliyor muyum? Sevmek dediğim, ille romantik, sonu sevişmekle bitenlerden değil! Annesini, babasını da sever insan! Kardeşini sever! Dostlarını sever! Büyüklerini sayarsa da çokça, bir yandan da sever! Bunlar içimden geçenler… İşte öyle olsun ki diyorum, sıkışmayalım birbirimize, genişleyelim birlikte, kanatlarımızın altında daha mutlu olacağını bilen bir evren var, bize ihtiyacı olduğundan değil, buna ihtiyacımız olduğundan…

17 Ocak Cuma 26° 51’ Aslan Burcunda Son dördün Ay Fazı

Çocuk olmayı anlamakta zorlanıyorum bazen! Çok çabuk büyük çocuk olmuş bulduğumdan kendimi belki, henüz dört yaşındayken! ‘’Sen büyüksün!’’ sözü ‘’Büyüklük sende kalsın!’’ sözüyle birleşip içimde bir yerlere sertçe çarpıyor bugün! Annem beni çok çabuk büyümüş kabul ettiğinden de olabilir. Paylaşmaması gerekenleri, benimle paylaştığından… Anneler ve babalar, taşıyamadıkları yükleri çocuklarının sırtına bırakmamalılar. Bu bende, küçük yaşta çalışmak zorunda bırakılan çocuk etkisi yaratıyor.

Çocuk olmak, gücünün farkında olmak demektir biraz da! Ben güçsüz hissettiğim zamanları anımsıyorum. O yüzden belki, yirmilerimin sonunda sevmeye başladım hayatı, otuzlarımın sonunda eminim bunu biraz daha anlamış olacağım, belki kırklarımın sonunda biraz çuvallayacağım; bununla birlikte ellilerimin sonunda yine taşları yerine oturtacağım. Böyle değil mi? Bir çuvallar, bir harikalar yaratırım! Çuvallamayı göze almasam, bunu nasıl başarırdım? İşte çocuk olmak, ben çocuk olmayı biraz geç olsa da bence başardım.

18 Ocak Cumartesi Merkür- Uranüs karesi (10:31)

‘’Gözlerime inanamıyorum! Bunu nasıl yaparsın?’’ Seni şaşırtmak için! Şunu söylemeye çalışıyordum! Her şey mümkün! ‘’Beni hayal kırıklığına uğrattın!’’ ‘’Biliyorum, sana hayallerini taşımaya çalışmaktan ne kadar yorgun düşmüş olduğumu başka nasıl anlatabilirdim, bilmiyorum!’’ Yani bunu benim için yapmış olduğuna mı inanmamı istiyorsun? ‘’Bir şeye inanmanı değil, sadece beni anlamanı istiyorum. Doğru ya da yanlış olduğu için değil, sadece olan şeyin benimle, seninle, bizimle, hayatla ilgili olduğu için… ‘’Öyleyse her şey bitti!’’ Değil işte! Her şey daha yeni başlıyor.

23 Ocak Perşembe Güneş- Uranüs karesi (08:54) ve Venüs- Jüpiter sekstili (15:07)

‘’Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe’’

Nelerin yitip gittiğinden çok daha değerli bir şey vardır, bu esnada nelerin kazanıldığı… Boşa geçmiş zaman yoktur. Hep bir şey verir bize, hiçbir şey vermediği hissi, gelmiş olana gözlerimizi kapamış olmakla ilgili olsa gerek! Bir şeyler gitsin, bir şeyler gelsin! Bu cümle öyle gereksiz ki! Bir şeyler gidiyor ve bir şeyler geliyor zaten! Aksi mümkün değil ki!

Sevmeyi öğreniyorum hayatı, suçlamak yerine onu, anlamayı! Senden beklediğim şeyler oluyor, bunu inkar edemem; bununla birlikte bu sevgimi sınırlandırmıyor. Hangi beklentimin karşılanmadığına bakmıyorum, senin bana ne demeye çalıştığına bakıyorum. Bu beni büyütüyor. Guru muru ilan etmiyorum kendimi, nihayet anladıklarım gayet benimle ilgili, yine de paylaşıyorum; çünkü kimin içinde kimden bir parça yoktur ki!

Beni büyüten, olasılıkların, sonsuzlukla ve ruhla ilgili olduğu ve her olasılığın bendeki başka bir kapıyı araladığı… Hangi kapı zamansız açıldı? Zamanı okumak, kendini ve biz olmak, bendeki en değerli olanı anlamaktı.

24 Ocak Cuma 4° 21’ Kova Burcunda Yeniay (23:41)

Beni yavaşlatan, ürküten şeyi bulmaya çalışıyor olmak! Bu yavaşlamaya ihtiyacım olduğundan mı yoksa beni hızlandıracak olanın sorumluluğunu almaktan kaçıyor olmamdan mı? Tam kanatlarımı açacağım, bir korku sarıyor, ya uçamazsam! Büyük ihtimalle artık bunu düşünmüyor olduğumda artık uçuyor olacağım.

Neye başlamak istiyor olabilirim? Beni var edecek olanı anlamaya mı? Herkes için en iyi olan ile benim için iyi olan arasındaki o ince çizgi… Herkes için iyi olanı yapmak, onlara kendilerini iyi hissettirir. Sanki kendileri bunu yapmış gibi, alkışlarlar. Bu gerçekten de onları iyi hissettirecek olan mıdır yoksa öyle olacağına inandırıldıkları mı?

Kendim için iyi olanı anlamaya mı cesaret etmeliyim yoksa herkesin sözde kahramanı olmaya mı? Hepinizin kötüsü olmak, üstesinden gelebileceğim bir şey mi? Bir gün beni alkışladığınızda, ben artık burada olmayabilirim. Beni alkışlayacak olanlar dünyaya indiğinde, ben artık dünyada olmayabilirim. Ancak evrenler ötesinden hissedebileceğim bir sevgi…

Adı dürüstlük, gerçeklik olan bir yol, çıkmaya hazır mıyım? Yoksa yine düzenbaz mıyım? Ya düzen kurarım ya da kurulmuş olana ayak uydurmaya çalışırım. Nereden başlamalıyım? Bunu anladığımda ışığımı yakmış olacağım ki o ışık sadece bana ait olmayacak! Ben gideceğim ve o ışık kalacak, biri ona sarıldığında ruhum yıldızlardan gülümsüyor olacak ve bence buna değer!

25 Ocak Cumartesi Merkür- Mars sekstili (15:09)

Kelimeleri insanın kılıcıdır; bununla birlikte bir kılıcın ne kadar keskin olduğundan çok daha önemlidir onun ne kadar, onu kullanmayı bilen birinin elinde olduğu… Ne zaman o kılıç, onurlu bir savaşçı olmanızı sağlayabilecekken ne zaman sadece koca bir şımarık olmamıza sebep olur?

Hayat bakışımız, onu algılayışımız, onu resmedişimiz, bu resmi sergilememiz, bu resme bakanlarda uyandırdıklarımız… Ya bir şeyi uyandırır ve bu uyanan şey, insan olmaya yaklaştırır ya da bir şeyi ürkütür, bu gerçeğin hep örtülü kalmasına sebep olacaktır. Gözünüzü açmaya cesaret etmek ilk adımsa, gördüklerinizin sorumluluğunu almak, ikinci ve en büyük adımdır. Gözlerinizi açmaktan çok daha önemli olan, korkup gözünüzü sonsuza dek kapamamanızdır.

27 Ocak Pazartesi Venüs- Mars karesi (03:36) ve Venüs- Neptün kavuşumu (22:00)

Bir yanım barışmak isterken bir yanım tüm ipleri koparmak istiyor olabilir mi? Bir yandan çok seviyorum, lütfen, dur, gitme diyorum bir yandan git diyorum, git hadi, durma! Neyi öğrenmem gerekiyor? Sen benim öğretmenim misin yoksa sevgilim mi? Kanatlarım mısın yoksa boynuzlarım mı? Kanatlarım mı açılan yoksa boynuzlarım mı çıkan? Boynuzlandığımdan değil kendimi boynuzlamayı seçmiş bulduğumdan… Yaptığım kötü bir şey olduğundan değil, içine yalan bulaştırdığımdan, o dürüst olanı incitmeyi, böylece başarmış olduğumdan…

Bir yanda yüreğimi hoplatan, bir yanda içimi ısıtan… Hangisini seçeceğim? Yüreğimi hoplatan, eninde sonunda hoplamaktan zıplamaktan yorulacağını bildiğim! İçimi ısıtansa, sokulacak olan yanıma, tam da nasıl üşümüş olduğumu fark edeceğim o anda! Yol arkadaşı olduğumuz ve bizi yoldan çıkaran…

Yoldan çıkmış olmaktan korkmanı istemiyorum; çünkü biliyorum, bu korku tüm güzel şeylerin üzerine düşecek gölgedir. Sadece kalbinin ne dediğini duymanı istiyorum; yoldan çıkmış bulduktan sonra kendini ya da yoldan çıkmadan hemen önce! Hesap sormuyorum, sadece soruyorum, burada mıyız hala? Değilse de, öyleyse de sarılalım; teşekkür etmek ya da iyi ki demek için, seni seviyorum ve işte böyle öğreniyorum, hayat hatalar için suçlamaktan çok daha fazlası!

28 Ocak Salı Mars- Neptün karesi (12:34)

Yapmak istediğimiz her şey, dünyaya gelme sebebimizle ilgili değil! Bir yandan da yapacağımız her şeyin dünyaya gelme sebebimizle ilgili olması, bu dünyayı anlamış olma hali değil! Menderesler çizmek diyebiliriz aslında çıkış yolu için! Dünyanın nimetlerine dal, orada burada olmana değer kazandıran bir şey keşfet, onunla ruha yüksel!

Yükseldiğin o yerden yine in dünya nimetlerine, hatta bunun için mücadele et ve başka değerli bir şeyi keşfet, onunla tekrar yüksel! Her yükseliş biraz daha ileriye, o son kapıdan geçmeye biraz daha hazır olacağın bir yere! Olabildiğince yavaş, acele etmeye hiç gerek yok; zira acele işe şeytan karışır, bilirsin. Buradan çıkarken seni gülümseyerek karşılayacak olan, burada olduğun müddetçe hemen yanı başında seni koruyandan başkası değil!

Dosta selam olsun

Hüseyin Akdağ

Bireysel Doğum Haritası Analiziniz için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

0212 274 08 47 / 0506 798 52 07

www.heraakademi.com

Doğum haritası analiziniz ile kim olduğunuzu, dışarıdaki kişinin sizi nasıl gördüğünü, neyin size iyi geldiğini, bunların birbirini nasıl etkilediğini, sahip olduğunuz potansiyelleri, yakın çevrenizi, ailenizi, iç dünyanızı, aşkın sizin için ne olduğunu, yaşama nasıl hizmet edebileceğinizi, partnerinizden aslında ne beklediğinizi, onunla olmanın size sağladığı fırsatları ve sizi karşı karşıya bıraktığı sınavları, yaşamın sizi neye çağırdığını, neyin sizin ufkunuzu genişletebileceğini, iş ve kariyer hayatınızın önemli sırlarını, arkadaşlık ilişkilerinizi, neye teslim olmanız gerektiğini ve ruhsal olarak nereden nereye ilerleyebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

 

Diğer Yazılar